Tamamen kisisel bir sey.

Cumayı cumartesiye baglayan gecedeyiz.

Bunu hic planlamamıstım.

Yarın ne giyicegimi bile 2 gün öncesinden secen ben, bunu, bugünü, bu anı hic böyle planlamamıstım.

Cünkü normal kosullarda suan uyuyor olmam gerekirdi. Cünkü televizyonda “haydi cocuklar uykuya” yazısı bile gecmeden uykum gelir. Cünkü ben cabuk yorulurum.

Olmadı be sevgili. Cok sey icimde kaldı. Cok sey kaldı söyleyemedigim. Yoruldum.

Oysa her seyimi verirdim senden bi kerecik olsun “Ben sana asık oldum!” cümlesini duymak icin. Ama insan iyiye asık olmaz sevgili sevgilim, bilmiyorsun. Kötü olmaya da calıstım ama olmadı sen gözlerini kapattın, görmedin, beni yine bildigin gibi sevdin.

Sımarırsın ya, hani cok sevgiden sımarırsın. Sacma deme öyle iste. Ki ben sımarıgın önde gideniyim. Biliyorsun.

Cok seyden vazgecmistim oysaki, senin icin cok seyden vazgecmistim. Senin icin “herkesten” vazgecen biri gitmeni istemez. Bunu göremedin.

“Git desem de gitme” iste simdi anlam kazandı. Ama bu da diger cümlelerimle birlikte unutulup gidicek. Önce cümlelerim, sonra yüzüm, sonra sesim, kokum, gülüsüm ve sonra da ben.

Yine de adettendir, söylenir ya hani, unutma beni be sevgili, hep mutlu hatırla!

Ne kollarına alıp acısını dindirebildigin bir kadın, ne de bırakıp gidebildigin. 

Hem hayatının merkezinde olsun istiyorsun, hem de hic göremeyecegin kadar uzakta olsun. 

O ara sıra geliyor, gelisiyle darmadagın ediyor her seyi, sonra daha fazla baglanmak istemedigini fark edip kacıyorsun. 

Kactıgın yerse güvende oldugunu hissettigin, bir baskasının yanı. O seni sevkatli kollarının arasına alıp sakinlestiriyor. Ama ne fark eder ki nerde oldugun, aklın baska yerde. Onun yanında! İstedigin kadar uzaklas, hep onunla kalacaksın. 

Bugün de mutlu gibi yaptın. Baskasına, onu sevdigini söyledin. Halbuki kafan cok karısık. Kendini bile sevmiyorsun bu yaptıgın yüzünden. Bosver, yalandan kim ölmüs ki! 

Bırak, her seyi bırak git. İstedigin bu degil mi? Bosversene, sen ne istedigini bile bilmiyorsun. 

Korku. Ya onu gördügümde kalbim yerinden cıkarsa, korkusu. Ne garip degil mi olmak istedigin yere korkuların yüzünden gidemiyorsun. Bu yüzden olmak istemedigin insanlara aslında istedigin onlarmıs gibi davranıyorsun. Belki onunla  tanısana kadar digerleri, dogru insanlarmıs gibi geliyordu, evet, ama suan bunun böyle olmadıgının sen de farkındasın. Ama görmemek icin gözlerini kapıyorsun. 

Yorgunsun. Senin icin dogru olanın ne oldugunu biliyorsun ama o kadar yoruldun ki buna gücün yok. Halbuki bütün gücünü ondan alabilirsin, biliyorsun. 

“Sadece iyi zamanlarında yanında olmak istemiyorum” demistin ona. Unuttun mu? O daima güzeldi, o kelimeleriyle sana güc veriyordu, unuttun mu! 

Unutmadın biliyorum.

Ona hic söz vermedin. Vermezsin de. Ama herkes o klise yalanları duymak ister.  Ona istedigini vermek bu kadar mı zor? 

Ondan sakındıgın bütün kelimeleri, baskalarına kullanıyor oldugunun düsüncesi bile insanı delirtmeye yeter. Ama sen onu deliyken seviyorsun degil mi? 

Seviyorsun.. Bu kelimeyi art arda söyleyince komik geliyor. Sen neyi seviyorsun? İnsan sevdigini sahiplenir. Neyi sahipleniyorsun? Bir yere, bir seye ait olma duygusu.. Sana göre duyguların en sacması degil mi? 

Dogru insanı aradıgını söylediginde, üzüldü, biliyorsun. Sonra “belki de bakıs acısı” diyerek yatıstırmaya calıstın ama olmadı. Hic uzaklastıramayacagın kadar uzaklastırdın onu kendinden. 

Ne kötü bir durum, bunu asla ögrenemeyecek olman. 

Hem kırıcı, hem kırılgan. Hem kırıcı, hep kırıcı! 

Ben de tam senden bahsediyordum. 

Hosgeldin. Ama lütfen git. Bana kendimi kötü hissettiyorsun artık. 

Lütfen. 

Git. 

Bir seyler yazmalıyım, yalansız. 

Bir seyler yazmalıyım, önceden düsünmeden.

Bir seyler yazmalıyım sana dair.

Kücüldükce kücüldüm.

Duygularım büyüdükce kücüldüm.

Beklentilerim büyüdükce kücüldüm.

Sonra beklemeyi bıraktım. 

Halbuki seni beklerken güzeldi her sey. 

Gelecegini bilseydim beklerdim.

Gitmeyecegini bilseydim seni getirirdim.

Tutar kolundan getirirdim.

Belki de insanlara anlamlar yüklememeliyiz.

Belki de sadece gözlerini sevmeliyiz. Ya da burnunu.

Belki de sevmemeliyiz.

Belki de o cok sevdi, gelmek istedi, gelemedi, üzüldü.

Belki de öyle. Belki de baska. 

Yüklemi olmayan özneyiz. 

Biz neyin derdindeyiz? 

Sizi onun kadar sevecegimi sanıyorsanız cok yanılıyorsunuz. 

Cünkü siz bana sadece bes dakika katlanabilirsiniz. 

Cünkü siz sarıldıgınızda bana ona sarıldıgım anda hissettigim güveni veremezsiniz. 

Cünkü siz ellerimi avuclarınıza aldıgınızda kalbiniz hic carpmadıgı kadar hızlı carpmaz.

Cünkü siz benim icin gecmisinizi unutamazsınız. 

Cünkü siz ben küstüm diye uyumamazlık yapmazsınız.

Cünkü siz önce beni degil, kendinizi düsünürsünüz.

Cünkü siz ben kırılmayayım diye kelimeleri özenle secmek zahmetinde bulunmazsınız. 

Cünkü siz benim kafamın karısıklıgına dayanabilicek gücte degilsiniz.

Cünkü siz beni bekleyecek kadar sabırlı degilsiniz. Siz kimseyi beklemezsiniz. 

Cünkü siz beni kaybetmekten hic korkmazsınız.

Cünkü sizin bana ihtiyacınız yok. 

Cünkü sizin gözleriniz onunkiler kadar güzel degil. 

Cünkü o, her seyden daha degerli. 

Cünkü o benim sevgilim, siz degilsiniz. 

İyi ki onu tanımıyorsunuz, cünkü tanısanız asık olmamanız imkansız. 

Hic kimse bilmicek, hic kimse senin tarafından sevilmenin nasıl bi’ sey oldugunu bilmicek. Herkes bildigini zannedicek. O kadar üzülüyorum ki geri kalan insanlara. Hic kimse o tutkuyu yasayamıcak. 

Hic kimse kilometrelerce öteden birbirine sarılamıcak. Kokusunu bile hissedemicek. Her seyin “senle” bi baglantısını kurup, sevmicek. Herkes sadece kendini sevicek. Herkes sevdim sanıcak. Kimse tek bi an icin yasamıcak. Kimse tek bi an icin ölmicek. Kimsenin kokusuyla bası dönmicek kimsenin. Ask üzerine söylenmis bütün sözler cöpe atılıcak. 

Kimse bilmicek daha kötüsü olamaz derken daha da kötünün nasıl bi sey olduugnu, ama sonra en dipten göklere cıkmak demenin ne demek oldugunu kimse bilmicek. 

Ayak parmaklarından kafatasına kadar titremenin ne demek oldugunu kimse bilmicek.

Kimseye kapılarını acmıcaksın sen. İcerde sadece ben olucam. Herkes o, bu, su, herkes her sey var sanıcak, ama sadece bi tek ben olucam. 

Kaşlarını en cok ben sevicem. Burnunu da. Sense beni seviceksin. Hep. Kimse bilmicek. Kimse görmicek. 

Hic bi söz bu kadar anlamlı olmıcak: “Ömrüm yoklugun.” 

Bu yazının kime yazıldıgını kimse hic bi zaman bilmicek. 

Eger hala bi’ seylerin -eskisi gibi olmasa da- düzelebilicegini düsünüyorsan, yasanan once seyden sonra bile senin icin bi geri dönüs varsa unutmamıssın demektir. Kolay kolay da unutamazsın.

Yanından gectiginde fark ediyorsan eger, hala umursuyorsun demektir. Ve bi dahaki gecisinde orda olmaması canını yakar. 

Öyle büyük laflar etmemek lazımmıs, seni bi daha görmesem de umrumda degil demekmek lazımmıs. Sonra basına gelince acıdan kıvranıyormussun. Öyle sarkının “if you dead or still alive i don’t care” kısmını bagıra bagıra söylememeliymissin. Cünkü aslında herkesten daha cok umrundaymıs. 

Gel desen, hala kosa kosa gelicem ya sana, en cok da ona üzülüyorum. 

Sana cevap vermeyerek degil, umursamıyormus gibi yaparak degil, gercekten umursamayarak karsı koymayı basardıgım gün, büyüyücem. O zaman kocaman bi kız olucam. O gün bi daha kimse canımı yakamıcak. 

Bana yaptıgın en büyük iyilik de bu olucak.

Pismanlıkları olmamalı insanın, öyle yapsaydım, onu deseydim, neden yapmadım gibi.. Gerekirse hata yapmalı ama hic bi sey yapmadan beklememeli. İcinde kalan seyler olmamalı insanın. Cünkü hatalarından cok yapamadıkları canını yakar insanın. Hata yaptıgın zaman denemissinidir en azından, ama durup beklemek, hic bi sey yapmamak, verebilicegin bütün kararlardan daha kötüdür. 

Benimle durup beklicek birine degil, beni kolumdan tutup yanına cekicek birine ihityacım var. 

“Belki size söylenilen her söz söyleyenin kalbine batıyordur, belki kendi pismanlıklarından bahsediyordur” cümlesine gözüm doluyorsa eger, sebebi tüm bunları söylerken icimde kalanlardır. Ve tüm bunlara ragmen hala bi’ seyler yapmıyor olmayısımdır. 

Cünkü seni tanıyorum.

Cünkü cok yorgunum. 

Cünkü artık cok gercekciyim. 

Cünkü yalansan yalanı sevmiyorum. 

Seninle rolleri degistigimizi görmek o kadar kötü ki, senin rolünü üstlenmek o kadar kötü ki. Ama seni anlıyorum. Seni anlıyorum ve hic bi seyi eski haline getiremiyorum en kötüsü de bu. 

Hayır. 

En kötüsü bu degil. 

En kötüsü uzaktayken daha yakın olmamız. Simdiyse birer yabancı. Birbirini en iyi tanıyan yabancılar biziz. 

Bizi tebrik etmeliler. Seni ve beni. “Bizi.”

Merhaba, 

Nasılsın?

Sana bunu sormayı cok özledim. Keske istedigimdeseni arayabiliyor olsaydım, o zaman bu kadar icimde kalmazdı.

Hic bi sey beni bu sacma sapan düzenin icinde yalnız bırakmana degmezdi. Eger gitmeseydin, ona buna suna, baskalarına, eger kalsaydın, beni seni uzaktan izlemeye mecbur bırakmasaydın, mutlu olabilirdik. Ya da mutsuz da olurduk, hep mutlu olacak degiliz ya! Ama ayrı ayrı degil, birlikte. Sen ve ben, biz, hep yan yana olmalıydık. İnandıgım tek sey var, o da bu. “Sanki seni benim icin yaratmıslardı.” 

Benim icin her zaman en degerli sen olucaksın, senin icin o, onun icin bi baskası. Bu böyle olmak zorunda degildi. Her sey yarım kalmak zorunda degildi. Sen gitmek zorunda degildin. Herkes gibi. Oysa sen herkes degildin, cok farklıydın. Bambaskaydın. Gülüsün, kokun, ses tonun, bakısın. Herkesten farklı.

Beni degil, onu sevdigin icin mi bu kadar degerlisin? Kesinlikle hayır. Beni sevsen cok daha degerli olurdun üstelik. Daha ne kadar degerli olunabilir onu da bilmiyorum ya. 

Aylardır senden tek bi mesaj bekliyorum, sadece iki kelime, “mutlu yıllar” Bunu demeyisinin getirdigi hayal kırıklıgı, bana tattırdıgın kacındı hayal kırıklıgı bilmiyorum, saymayı bırakalı cok oldu. Sırf bunu demedin diye neler oldu bi bilsen. Tüm olanları görsen, ne halde oldugumu, nasıl hissettigimi, üzüntünden ölürdün. 

Burnunu izlemeyi seviyorum. Elinle sacını karıstırmanı da. Tanrım, neyin cezası bu! Ona baglı bi sekilde mutlu olmak neyin cezası?! 

Ben hep senin yabancındım, bunu hic degistiremedim. Neden bilmiyorum. 

Hayatında hic bi’ yer edinemedigim düsüncesi bana hic gercekci gelmiyor. Bana söyledigin her sey o kadar gercekti ki. Seninle aynı anda aynı seyleri hissetmek.. Seninle aynı yagmurda ıslanmak, aynı sogukta üsümek. Hepsi. Ama simdi öyle bi karanlıgın icindeyim ki, icinde senin oldugun bi gelecegin birkac saniyesini bile hayal edemiyorum. Kurtar beni bile diyemiyorum. 

Dönüp arkanı giderken, son bi kez arkana bakıp gülüyorsun ve sonra yine yoluna devam ediyorsun, yine arkandan baktırıyorsun. 

Arkandan bakansa, tek ben. Bi tek ben. Görmüyorsun. 

Her sey üst üste gelir ya hep, unuttum dedigin anda mesaj atar mesela o, bi daha üzülmicem dedigin anda gözlerin dolar ya, simdi de silinmis bi gecmisten arta kalan izler kendini yasatmaya calısıyor. Baska yerlere, baskalarına gitmesin diye herkesin hayatından cıkarmadıgı insanım ben. Kimse ne beni tam olarak hayatına alıyor, ne de baskasının hayatında olmama izin veriyor. Bense kimseyi istemiyorum. 

Güven duygusu. Uzun süredir kimseye karsı hissetmedigim duyguydu bu. Sonra sen geldin. Cok seyi degistirdin. Gecmiste olmus, olmamıs, yarım kalmıs, her seyi silip attın. Ve ben simdi sana, seninle olucak her seye o kadar inanıyorum ki bosver neyin ne oldugunu. 

Huzur. Basımı omzuna koydugumda hissettigim sey artık bu kelimenin tanımı. Hic alısık olmadıgım his. O kadar huzur doluyorum ki aklıma sen geldiginde, senden bahsederken sanki 30 yıllık kocamdan bahsedermis gibi oluyorum. Sonra yine suratımda o aptal gülümseme olusuyor. 

Hic cıkma hayatımdan demiyorum sana, hep beni sev de. Seninle konusurken hep gercekci yanım agır basıyor, o klise yalanları söylemek hic icimden gelmiyor. Bi’ gün kacınılmaz son gerceklesicek istemesek de. 

Ben biliyorum ki, aramızdaki sey bittiginde, ben sana alısmanın getirdigi istekle kendimi tutamayıp bi kac güzel cümle söylersem en son konusmamızın üstünden 1 ay gecmisken, sen yine bütün ictenliginle bana cevap verirsin. Sanırım bundan emin olmaktan daha güzel bir sey yok benim icin, cünkü genelde iliskinin en zorlandıgım kısmı orası oluyor.

Ama hani belli mi olur, hep birlikte olucaz dediklerimin ertesi gün kaybolmasına inat, 2-3 ay dedigim sen hic cıkmazsın hayatımdan. Belki de öyle olur ne dersin? 

Dürüst olmak gerekirse, tek basıma idare edebiliyorum. Ama hayatımda oldugun sürece bana cok güzel anılar bırakıcagını biliyorum. Su 1 hafta bunun garantisini verir nitelikte. Nerelerdeydin bunca zaman? Geciktin ama olsun, senin yerin hep hazırdı zaten. Hayatıma hosgeldin. 

Bazen biriyle tanısırsın, ondan önce tüm yazdıklarını silmek, tüm hissettiklerini unutmak, dönmek istedigin tüm anları cöpe atmak istersin. 

Gecmisi özlemeni engelleyen insanın gecmisinde olmayısı her seyden daha cok yaralar seni. Ve sonra su klise laflardan birini edersin, ” sanki yıllardır tanısıyormusuz gibi.” 

İlk’inin o olmamasına üzülürsün. ‘ilkler unutulmazdır’ ya hani. Halbuki sen ilkini degil O’nu unutmamak istersin. 

Aslında bu böyle degildir. Onun ilki degilsindir, o seni unutmasın istersin. Evet böyle de bencilsindir. Senden öncekileri de kıskanırsın. Hatta o kadar kıskancsındır ki, sormaya bile cesaret edemezsin, “kimleydin?” diye. 

Ona bir tane güzel cümle söyleyebilmek icin milyonlarca kitap okumus olmayı isterdin. Baskalarına söyledigin o güzel sözlerin hepsini geri almak isterdin. Ama yapamıyorsun. 

Ve tüm bunların yanında, aylar önce nasıl onun hayatında bu zamana kadar olmadıysan bi kac ay sonra da, yine hic olmamıs gibi olacagını bilmek seni tereddüte düsürüyor. Öglen ne yedigini bile bildigin bir insanın hayatını facebooktan ortak arkadaslardan ögrenmeye katlanabilir misin? Dıs kapının madalı olmayı, yerine baskasının gecmesini kabullenebilir misin? Bunları bosversene, hepsi o yüzdeki sapsal gülümsemeyle gezicegin 2-3 aya degmez mi? Sarkılar yeniden anlamlansın istemez misin? Filmlerdeki ciftleri ikinizmis gibi izlemeyi? Bunlar icin bazı seyleri göze almak gerek. Peki ya o bunları göze alabilir mi? Seni hayatının merkezine koyabilir mi? Koymalı. Huysuz yönünü biraz saklarsan ondan, kullanmadıgı bütün sevgi sözcüklerini alıp ona karsı kullanabilirsin. Herkes sevilmeye degerdir, kimisi az kimisi cok. Sen de buna degersin. Seni sevecektir. 

Bazen biriyle tanısmazsın, sadece bi kere biriyle tanısırsın. O senin kaderindir ve onu yasarsın. Ben senin yabancınım, farketmez, beni sevebilir misin? 

Ama bazı adamlar vardır ve sadece sarılmak istersin.

Sımsıkı.

Sakin.

Sadece sarılmak.

Kafanı gögsüne yaslamak, bu güven duygusu bu ask belki kocaman bi sıcaklık.

Bilmiyorum.

Öylece sabaha kadar kalmak istersin bazı adamların yanında.

Özlersin basın onun gögsündeyken bile.

Sonra o belki senin icin bi iki sey mırıldanır.

İcinden gelir.

Sarılır sonra o da,

Hem o zaman ellerin hic üsümez.

Bazı adamların yanına kıvrılıp uyuyasın gelir.

Bazı adamlar böyledir.

Sen de öylesin. 

Çok seviyorsun değil mi?

O bir şey anlatırken suratının her bir milimini incelemekten ne dediğini anlamıyorsun.

Bu yüzden hep gülümseyerek cevap veriyorsun.

Bazen aptal olduğunu düşünüyor.

Biliyorsun, umurunda olmuyor.

Hem ona söylesen anlayabilir mi ki?

“Seni izlemekten ne dediğini anlayamıyorum. Gözlerin kelimelerini örtüyor. Dudakların. Parmakların. Saçların.”

Kalabalıkta yürürken, ayrı yürümeyin diye omuzundan hafifçe tutarken neler hissettiğini.

Gece başını yastığının yerine, onun omuzuna koymak için her şeyi verebileceğini nereden bilebilir ki?

Onun kokusundan başka kokuyu istemediğini, burnunu sızlattığını.

Yanına giderken binlerce kıyafet değiştirdiğini, en sonunda eline geçen ilk şeyi giydiğini.

“Nasıl gidiyor?” diye sorduklarında “Kötü gidiyor. Bilmiyor, hiçbir şeyi bilmiyor. Anlamıyor. Hissetmiyor. Öldüğümü göremiyor” demek yerine “İyi gidiyor” deyip geçiştirdiğini ve bunu derken içinde ne fırtınalar koptuğunu.

Bazen yataktan kalkıp, bir bardak su niyetine onun fotoğraflarına baktığını. Susuzluğunu giderdiğini.

En mutlu anlarında yanında olmadığı için eksik hissettiğini.

“Hoşça kal” dediği zaman korktuğunu, daha sonra “Aslında hiç gelmedi ki” deyip korkunu yatıştırdığını.

Kalbini istese, kalbini kanlı kanlı ellerine vereceğini. Canınla birlikte.

Özlediğini.

Köpekler gibi özlediğini.

Bağıracak kadar, kalbini ağrıtacak kadar özlediğini.

Nereden bilebilir ki?

Sevmedi beni. Özlemedi hic bir zaman onu özledigim gibi. Aramadı bir daha, merak bile etmedi. Hic var olmadım belki de onun icin. Ben her hücremde onun izlerini tasıyorken onsuz yasayabilecegimi düsündü. Aptal! Aptal! Olmuyor iste anlatamıyorum kimseye. Kimin gözlerine baksam seni aldatıyorum sanki. İcimdeki sana ihanet ediyorum.

Her gece rüyalarımda görüyorum. Uyumak mı daha acı uyanmak mı, bilemiyorum.

Öyle yakınsın ki geceleri bana… Geri geldigini görüyorum, sarıldıgını, öptügünü, agladıgımı görüyorum, güldügümü de. Her duyguyu aynı anda yasıyorum teninde. Nefret, ask, hayalkırıklıgı, umut… Sesin bile öyle canlı ki, bunca zaman nasıl his paslanmadan durmus kulaklarımda sasırıyorum. Apayrı bir boyutta, hep beraber oldugumuz bir günde kalmısız sanki.

Ben hic sormamısım, sen de hic söylememissin gibi…

İnsanlar hep mutlu gibi görünmeye calısıyor. Sen bugün de güldün. Kıyafetlerini katladın. Radiohead dinledin. Hayat sıradan ve uzun zamandır ilk kez mutlusun.

Mutlusun cünkü rol yapıyorsun. Eski “o”nu istemiyormus gibi davranıyorsun. Bu haline de alısmıs gibi. Gözyaslarını icine akıtıyorsun. Gülüyorsun. Uzakta olunca, zaman daha cabuk geciyormus gibi.

O yine dalga geciyor. Elinden gelen her seyi yaptın. Yaptın mı.

“Hayır yani, bitti mi lan?” diyorsun. Ama sen kesinlikle elinden gelen her seyi yapmadın. Gitsen kovmazdı. Hayır, dalga gecmezdi.

Ama o allahın belası, “hic gitmeyecegim” demisti. Ona yalancı demek istemiyorsun.

Ve sen kesinlikle salak degilsin. 

Keske görünmez olabilseydin.

Asık olman gerektiğini söylüyorlar. Bir an önce asık ol. Ama ask cogu zaman inanc demek. Böyle olmuyor.

Artık kimseniz kalmıyor. Kendine nasihat etmeye baslıyorsun. Kimsesizsin. Kendine mektuplar. 

Geriye kalan her seye bos bos bakıyorsun. Masadaki kitap. Kitaptaki toz. Kitaptaki hıckırıklar. 

Geriye kalan, genellikle Fransızca sarkılar oluyor. 

Artık hata yapmıyorsun. Özlemek hata degilse. İnsanlara anlatmayı denemiyorsun bile cünkü dinlemiyorlar, genellikle falan da degil insanlar hic dinlemiyorlar. 

En azından sen, artık ne istemedigini biliyorsun.

Uzak ülkelerin birinde bir kız cocugu dogmus. Normalde olmaz ama nasıl olmussa olmus, kücük kız dogdugunda sacları gece mavisiymis. Bu yüzden annesi ona Gece adını vermis. Kızın ilk agladıgında fark ettikleri cok ilginc bi özelligi daha varmıs. Gece, agladıgında gözyası yerine gümüs sacılıyor, güldügündeyse altın sacılıyormus. Onun bu özelligi bütün ülkeye kısa süre yayılmıs. Paraya ihtiyacı olanlar, sürekli Gece’nin annesinin kapısını calıyormus. Bu ilk baslarda Gece kücük oldugu icin sorun olmamıs bi gülüyor bi aglıyormus, ama artık o büyügünde herkesin ondan faydalanmak icin onu güldürmeye calısmasına katlanamaz olmus ve kendini cok yalnız hissetmeye baslamıs. Onunla cıkar icin birlikte olmayan birilerini bulması gerektigini fark etmis. 17sine henüz bastıgı gün ailesinden ayrılmaya karar vermis ve baska ülkelere gidip huzur bulabilicegine dair annesini ikna etmis. Derken yola koyulmus, az gitmiis uz gitmiis dere depe düz gitmis. Yolda bir cok insanla tanısmıs ama hic biri onu etkilememis, günler sonra karsısına öyle biri cıkmıs ki, ilk bakısta onun aradıgı kisi oldugunu hemencecik anlamıs! Yolda gördügünde ikinci kez dönüp bakılıcak biri degilmis ama Gece onun bakıslarından öyle bir etkilenmis ki, dili tutulmus, dizlerinin bagı cözülmüs, kalbi deli gibi carpmaya baslamıs. Daha önce hic böyle seyler hissetmedigi icin ne oldugunu bir türlü anlayamamıs. Ama yasadıgı sey ilk görüste askmıs. Aslında delikanlı da Gece’yi görür görmez etkilenmis, mavi saclarına dalıp gitmis, ama o da bir türlü konusmaya cesaret edememis. Yanından öylece gecip gitmis. Ertesi gün Gece yine onu görmek icin aynı yere gelmis, ama delikanlı yokmus. Sonra ertesi gün yine, yine ve yine. Günlerce hep aynı yere gidip aglamıs. Her yer gümüs olmus. Duyanlar her gün aynı saatte aynı yere gelip gümüsleri toplayıp gidiyorlarmıs. Ama kimse de senin derdin ne, neden aglıyorsun diye sormamıs. Sonra bir gün tüm bunlar delikanlının kulagına kadar gitmis. Gece artık aglamayı bırakıp geri dönmek üzereyken delikanlı cıkagelmis. Agladıgında gümüs sacan kızın, o gün görüp etkilendigi kız oldugunu görünce cok sasırmıs ve hemen yanına gidip onu kollarına almıs.Etraftaki gümüsleri umursamamıs bile. Gece de cok sasırmıs, ama öyle mutlu olmus ki gülmeye baslamıs ve bu kez her taraf altınlarla dolmus. Delikanlı merakla ona hikayesini sormus, Gece her seyi anlatmıs. Ve sonra demis ki, ” Sonunda seni buldum, beni hic bırakma, lütfen.” delikanlı “Seni kaybetmeyi istemiyorum. Asla bırakmıcam.” diye yanıtlamıs Gece’yi. O günden sonra beraber yasamaya baslamıslar, evlenmisler, sıcacık bi yuvaları olmus. Gece sürekli gülüyor etraf hep altınlarla dolu oluyormus. Böyle aylar, yıllar gecmis. Derken Gece bir sabah uyandıgında yanında delikanlıyı görememis, her yere bakmıs yine de bulamamıs. Saatlerce kapının önünde beklemis gelen yok. Baslamıs aglamaya, günler gecmis haftalar gecmis, delikanlı gelmemis ve Gece’nin gözyasları hic dinmemis. Evin ici, etrafı gümüslerle dolmus. Günlerden bir gün evin önünden gecmekte olan yaslı bir adam merak edip aglama seslerinin geldigi yere dogru gitmis ve aglayarak etrafa gümüs sacan Gece’yi görmüs. Ona derdini sormus ve nasıl yardım edebilicegini. Gece “bana kimse yardım edemez, o asla geri dönmeyecek.” demis yaslı adama. Yaslı adam, bir büyücü oldugunu ve bir dilegini gerceklestirebilicegini söylemis Gece’ye. Gece düsünmek icin zaman istemis ve en sonunda ne istedigine karar vermis: Sadece yalnız yasayabilen mavi bir balık olmak! Ondan delikanlıyı geri istememis, cünkü kendi istegiyle geri gelmedigi sürece o yeniden mutlu olamazmıs. Yaslı adam Gece’nin bu istegini kabul etmis ve onu yalnız yasayan bir balıga cevirmis. Onu evin en sevdigi yerinde bir kadehin icinde bırakmıs. Aylar sonra delikanlı geri dönmüs, Gece’yi bulamamıs ama tıpkı Gece’nin sacları gibi masmavi olan balıgı görmüs. Gittigine cok pisman olmus ama artık yapabilicegi hic bir sey yokmus. O balıgı Gece’ymis gibi sahiplenmis ve ölene kadar ona bakmıs. Delikanlının öldügü gün balık da ölmüs. Ve masal burda sona ermis. 

İstesem, sana gel derdim. Ama ben sen gel istedim. Son kez gel ve gitme. Ama son treni kacırmısım sanırım. Ama biliyorsun ki sevgili sevgilim söz konusu sen olunca her sey en kötüsünden oluyor, söz konusu sen olunca birden etrafta bi sürü kız beliriyor. Sen de haklısın, eger ben seni o senin hic umursamadıgın kızlar kadar sahiplenebilseydim suan her sey farklı olurdu, ama sen de biliyorsun ki seni en cok sahiplendigim anlarda bırakıp gittin. Ben artık senin degilim, dedin. Bense yüzsüzlük yapıp hayır, benimsin, beni seviyorsun, diyemedim. Sana sadece tek bir sey sormaya ihtiyacım var. “Pisman mısın? Baska hic bir sey duymama hic bir sey yapmana gerek yok. Sadece bi “Evet” yeterli iki yılı unutup yeniden baslamaya. Hepsi bu. 

Ben sadece seni degil, seninle birlikte hayatımdan cıkardıklarımı da özlüyorum. Sonra bir de senin yerini doldurmaya calıstıklarıma bakıp, üzülüyorum. Ama yine de biliyorsun ki sevgili sevgilim tam bu noktada sen suclusun ve kızmaya hic mi hic hakkın yok. Ben seni 1 yıl degil, 10 yıl beklemeye söz vermistim. Ama sen n’aptın? O’na gittin. O kimdi, neydi, niyeydi bilemedim. Seni öylesine kaybetmistim ki, bir daha hissedemedim. İcimdeki seni var eden de sendin, yok eden de!